Savaş, Salgın Hastalık ve Kanal Kapanmaları Karşısında Taşıma Taahhütlerinin ve Sözleşmelerin Hukuki Durumu
Süveyş Kanalı tıkanması, Kızıldeniz saldırıları, pandemi kısıtlamaları ve savaş rizikoları karşısında navlun ve taşıma sözleşmelerinin akıbeti; imkânsızlık ile aşırı ifa güçlüğü ayrımı, sefer değişikliği (deviation), bekleme süreleri, savaş klozları ve sözleşme tekniği üzerine akademik bir inceleme.
Özet. Küresel taşıma ağı, son yıllarda birbirini izleyen olağanüstü olaylarla sarsılmıştır: Süveyş Kanalı'nın fiilen kapanması, Kızıldeniz'deki saldırılar nedeniyle Ümit Burnu'na yönelen rotalar, pandemi kaynaklı liman kapanmaları ve karantina rejimleri, savaş ve yaptırım nedeniyle erişilemez hâle gelen limanlar. Bu çalışma, söz konusu olayların taşıma taahhütleri üzerindeki hukuki etkisini; imkânsızlık, aşırı ifa güçlüğü ve sözleşmesel risk dağılımı ekseninde incelemektedir.
1. Sorunun Niteliği: İmkânsızlık mı, Güçleşme mi?
Uygulamadaki en yaygın hata, olağanüstü her olayın "mücbir sebep" olarak nitelendirilmesidir. Oysa hukuki sonuç, olayın ifayı imkânsız mı kıldığı yoksa yalnızca güçleştirip pahalılaştırdığı mı sorusuna göre değişir. Bir kanalın kapanması taşımayı kural olarak imkânsız kılmaz; alternatif rota mevcuttur ve sefer süresi ile navlun maliyeti artar. Bu nedenle olayların büyük çoğunluğu TBK m. 136 anlamında ifa imkânsızlığı değil, TBK m. 138 anlamında aşırı ifa güçlüğü (uyarlama) tartışması doğurur.
Buna karşılık varma limanının savaş nedeniyle fiilen erişilemez olması, geminin veya yükün müsaderesi, ihracatın idari kararla yasaklanması gibi hâllerde ifa objektif olarak imkânsızlaşır ve borç sona erer; karşı edim de talep edilemez.
2. Mücbir Sebebin Klasik Unsurları
- Haricîlik: Olay, borçlunun işletme ve faaliyet alanının dışında doğmuş olmalıdır.
- Öngörülemezlik: Sözleşmenin kurulduğu anda makul bir tacir tarafından öngörülemez nitelikte olmalıdır. Kızıldeniz krizi devam ederken kurulan sözleşmelerde bu unsur genellikle gerçekleşmez.
- Kaçınılmazlık ve illiyet bağı: Borçlu, gerekli özeni gösterse dahi sonucu önleyememeli; ifasızlık doğrudan bu olaydan kaynaklanmalıdır.
- Kusursuzluk: Borçlu temerrüde düşmüşken gerçekleşen olay, kural olarak onu sorumluluktan kurtarmaz.
3. Kanal Kapanmaları ve Sefer Değişikliği (Deviation)
Deniz taşımasında taşıyan, kural olarak mutat rotayı izlemekle yükümlüdür; haklı sebep olmaksızın rotadan sapma (deviation) sözleşmeye aykırılık oluşturur ve taşıyanın sorumluluk sınırlarından yararlanmasını tehlikeye sokar. Buna karşılık can, gemi ve yükün korunması amacıyla yapılan sapma haklı sayılır. Kızıldeniz rotası yerine Ümit Burnu'nun tercih edilmesi, güvenlik gerekçesiyle haklı sapma niteliğindedir; ancak bu tespit, doğan ek maliyetin kime ait olacağı sorusunu kendiliğinden çözmez.
Sözleşmede ek navlun, yakıt farkı (BAF), savaş rizikosu sürprimi ve gecikmeye ilişkin bir düzenleme yoksa, artan maliyet kural olarak navlunu üstlenen tarafın üzerinde kalır. Standart charterparty formlarındaki savaş klozları (örn. CONWARTIME, VOYWAR) ile hat taşımacılığındaki konşimento genel şartları, taşıyana rota değiştirme, tehlikeli bölgeye girmeyi reddetme ve ek masrafı yük ilgilisine yansıtma yetkisi tanır. Bu klozların varlığı, uyuşmazlığın seyrini belirleyen asıl unsurdur.
4. Salgın Hastalık: Gecikme, Karantina ve Bekleme Süreleri
Pandemi tecrübesi göstermiştir ki salgının kendisi değil, salgına karşı alınan idari tedbirler (liman kapanmaları, karantina, personel değişim yasakları) ifayı engellemektedir. Bu tedbirler süreli olduğundan sonuç çoğunlukla geçici imkânsızlıktır: borç sona ermez, ifa askıya alınır. Geçici imkânsızlığın makul bir süreyi aşması ve tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasının artık beklenemez hâle gelmesi durumunda ise fesih gündeme gelir.
Uygulamada asıl uyuşmazlık, bu süre boyunca işleyen sürastarya (demuraj), ardiye, konteyner bekleme (detention) ve soğutmalı konteyner elektrik bedeli gibi kalemlerdedir. Bu kalemler tazminat değil, çoğunlukla sözleşmeden doğan götürü karşılık niteliğindedir; bu nedenle mücbir sebep savunmasıyla bertaraf edilmeleri kolay değildir ve ancak sözleşmede açık bir istisna öngörülmüşse durdurulabilir.
5. Savaş ve Yaptırım Rejimleri
Savaş hâli, taşıma sözleşmelerinde üç ayrı katmanda etki doğurur: (i) güzergâh güvenliği ve sigorta teminatı (savaş rizikosu sigortası ve sürprimler), (ii) limanın güvenli liman niteliğini yitirmesi, (iii) yaptırım listeleri nedeniyle yükün, alıcının veya bankanın işlem yapılamaz hâle gelmesi. Yaptırım uyumu bakımından ifanın hukuken yasaklanmış olması, ifa imkânsızlığı sonucunu doğurur; buna karşılık yalnızca bankacılık kanalının zorlaşması çoğu olayda güçleşme kapsamında değerlendirilir.
6. Uyarlama ve Yeniden Müzakere
Navlun ve sigorta maliyetlerindeki artışın uyarlama talebine dayanak oluşturabilmesi için artışın olağan ticari riskin ötesinde, sözleşmesel dengeyi katlanılamaz derecede bozan bir düzeyde olması aranır. Yargı uygulaması bu eşiği yüksek tutmakta; öngörülebilir dalgalanmaları tacirin üstlendiği risk saymaktadır. Bu nedenle sözleşmelere, artış oranını sayısal bir eşiğe bağlayan (örn. navlunun %30'u aşan artışında fiyatın yeniden müzakeresi) hardship klozlarının yazılması, dava yoluyla uyarlamadan çok daha etkili bir korumadır.
7. Sözleşme Tekniğine İlişkin Öneriler
- Mücbir sebep klozu, sayma yöntemiyle birlikte "benzeri olaylar" ifadesini içermeli; salgın, karantina, kanal kapanması, siber saldırı ve yaptırım açıkça sayılmalıdır.
- Bildirim usulü ve süresi (örn. 5 iş günü içinde yazılı bildirim ve belgeleme) hak düşürücü nitelikte düzenlenmelidir.
- Olayın devam süresine bağlı kademeli sonuçlar öngörülmelidir: askıya alma → yeniden müzakere → tek taraflı fesih hakkı.
- Rota değişikliği hâlinde ek navlun, yakıt ve savaş sürprimi paylaşımı ile teslim süresinin uzayacağı açıkça kararlaştırılmalıdır.
- Nakliyat sigortasında savaş ve grev klozlarının teminata dâhil olup olmadığı denetlenmelidir; ICC (C) teminatı bu rizikoları kapsamaz.
- Ceza koşulu ve teslim tarihine bağlı tazminatlar, mücbir sebep hâlinde işlemeyecek şekilde istisna edilmelidir.
8. Sonuç
Savaş, salgın ve kanal kapanmaları taşıma sözleşmelerini kendiliğinden sona erdiren olaylar değildir; bu olayların hukuki sonucu, büyük ölçüde tarafların sözleşmede kurduğu risk dağılımına bağlıdır. Kanun hükümleri yalnızca tamamlayıcı bir güvenlik ağı sunar ve uygulamada dar yorumlanır. Bu nedenle küresel şoklara karşı gerçek koruma, dava aşamasındaki savunmada değil; mücbir sebep, hardship, sefer değişikliği ve sigorta klozlarının birbirine uyumlu biçimde kaleme alındığı sözleşme tekniğinde aranmalıdır.